İçeriğe geç

Arkadaşlık ve nezaketTürkçe

Su Birikintisindeki Küçük Ay

Ela bezini sabunlu suya daldırdı ve ayı ovmaya başladı.

Günlerden çarşambaydı. Çarşamba günleri ay tepeye iner, herkes de onu parlatmaya gelirdi. Ela'nın işi ayın kenarıydı. Her ovuşta kendi kendine söylüyordu: "Bir, iki, üç, parla!"

Bu çarşamba tepede yeni biri vardı. Ayın öbür yanında kırmızı çizmeli bir kız duruyordu. Adı Pelin'di, dün taşınmıştı. Ela ona "Benimle oynar mısın?" diye sormak istiyordu. Ama dili bir türlü dönmüyordu.

Kovasını alıp yürüdü. Tam o sırada ayağı takıldı. Şapır! Kova devrildi, tepede kocaman bir su birikintisi oldu. Pelin dönüp bakmadı bile.

Ela bezini sıktı ve yeniden denedi. Elini salladı. "Hey, buraya gel!" Ama sesi ayın arkasında kayboldu. Ay sadece "vınn" dedi, gıdıklanmış gibi.

Ela omuzlarını düşürdü. Pelin de çalışıyordu. Babaannesi onu ayın tepesini parlatması için göndermişti. İşi bitmeden bırakıp gitmezdi.

Ela ıslak ayakkabılarına baktı. Sonra gözleri büyüdü. Su birikintisinin içinde küçük bir ay vardı! Büyüğü gibi parlıyordu, yalnız daha yuvarlak ve daha titrekti.

Ela çömeldi. Bezini suya değdirdi, küçük ay dalgalandı. Ela fısıldadı: "Bir, iki, üç, parla!"

Arkasında şıp şıp sesleri duydu. Pelin gelmişti, çizmeleri ıslak çimende ses çıkarıyordu.

"Orada küçük bir ay var," dedi Pelin. "Onu da parlatalım mı?"

Ela hemen başını salladı. Pelin de bezini suya batırdı. İkisi birlikte söylediler: "Bir, iki, üç, parla!"

Küçük ay iki bezin arasında salındı. Tepedeki büyük ay yumuşacık bir sesle vınladı. Ela'nın omzu Pelin'in omzuna değiyordu, su da ılıktı.