Arkadaşlık ve nezaketTürkçe
Vak Diyen Düdük
Ela kumun içinde vak diye öten sarı bir düdük buldu.
Üfledi. Vak! Bir daha üfledi. Vak! Çok güldü. Sonra salıncakları görünce gülmeyi bıraktı.
Ela en çok kırmızı salıncağı severdi. Bugün de ona binmek istiyordu. Ama kırmızı salıncakta Kaan vardı. Kaan ileri gidiyor, geri geliyordu. İleri, geri. İleri, geri.
Ela yanına gitti.
– Sıra bende mi?
– Daha değil, dedi Kaan. Bir daha, bir daha.
Ela bekledi. Ayağıyla kumda daire çizdi. Sonra yine sordu.
– Şimdi sıra bende mi?
– Bir daha, bir daha, dedi Kaan.
Ela omuzlarını düşürdü. Sıra gelmiyordu. Bağırsa mı? Hayır, bağırmak istemedi. Elindeki düdüğü sıkıca tuttu ve salıncağa baktı. Kaan her ileri gidişinde ayaklarını aynı yere, sarı bir yaprağa doğru uzatıyordu.
Ela'nın aklına bir şey geldi.
– Kaan, ben sayayım mı? Yirmiye kadar. Sen her ileri gidişinde düdük öter. Yirmi olunca sıra bende.
Kaan biraz düşündü.
– Tamam, dedi.
Ela saymaya başladı.
– Bir… vak! İki… vak! Üç… vak!
Kaan kıkırdadı. Salıncak da onunla birlikte sallandı. Zincirler gıcırdadı.
– On yedi… vak! On sekiz… vak! On dokuz…
Tam o sırada Kaan'ın ayakkabısı uçtu. Pat! Kumun içine düştü, dik dik durdu. İkisi de kahkahayı bastı.
– Yirmi, dedi Ela ve son kez üfledi. Vak!
Salıncak yavaşladı, yavaşladı, durdu. Kaan atladı. Ayakkabısını kumdan çekip aldı.
– Hadi, dedi. Sıra senin.
Ela kırmızı salıncağa oturdu. Tahta hâlâ ılıktı. Ayaklarını geri çekti, sonra ileri attı. Rüzgâr yüzüne çarptı, saçları uçuştu. Cebindeki düdük her gidişte küçük bir ses çıkardı.
Vak. Vak. Vak.