İçeriğe geç

Arkadaşlık ve nezaketTürkçe

Karga, Düğme ve Mavi Gemi

Üç büyük dalın arasında küçük bir ağaç evi vardı. Ece orada, Can'ın yanında oturuyordu.

İkisinin de kâğıttan birer gemisi vardı. Aşağıda, bahçede bir su birikintisi parlıyordu. Ece gemileri onda yarıştırmak istiyordu. Ama güneş birikintiyi her dakika biraz küçültüyordu.

"Çabuk, çabuk!" dedi Ece. Merdivene koşarken Can'ın mavi gemisine bastı. Gemi yamuldu, buruştu.

"Olamaz!" dedi Can. "Seninle yarışmam." Öbür dalın dibine gitti, arkasını döndü.

Ece hemen yanına gitti. "Özür dilerim, özür dilerim, hadi gidelim!"

Can dönmedi. Ece'nin özrü ağzından telaşla çıkmıştı, Can'ın kulağına varmamıştı.

Ece kendi gemisini uzattı. "Al, benimkini kullan."

"İstemem. Benimki lazım."

Tam o sırada tahtaya bir karga kondu. Bu bahçenin kargaları parlak şeyleri ödünç alırdı, yerine hep başka bir şey bırakırdı. Karga Can'ın teneke düdüğünü kaptı, yerine bir düğme koydu.

"Gaak!" dedi karga ve uçtu gitti.

"Düdüğüm!" dedi Can. Sonra düğmeye baktı. Düğme kocaman ve sarıydı. Can'ın dudağı az kalsın gülecekti, ama gülmedi. Ece o zaman gördü: Can'ın gözleri ıslaktı. O gemiyi sabah uzun uzun katlamıştı.

Ece yanına oturdu ve bekledi. Beklemek zordu. Aşağıda birikinti küçülüyordu. Ece yine de sustu.

Sonunda yavaşça konuştu. "Geminin üstüne bastım. Sen çok uğraşmıştın. Çok üzgünüm, Can."

Can burnunu çekti. "Düzeltebilir miyiz?"

"Deneyelim."

Mavi gemiyi birlikte düzelttiler. Biraz eğri kaldı. Sonra aşağı koştular. Birikinti artık bir tabak kadardı.

Gemileri yan yana bıraktılar. Mavi gemi hafifçe yan yattı, ama yüzdü. Su "şlap" dedi, güneş ikisinin üstünde parladı.