Mevsimler ve havaTürkçe
Efe'nin Kulakları
Efe'nin kulakları herkesinkinden büyüktü. Rüzgâr esince bayrak gibi kıpır kıpır olurdu.
Bir sabah tepede çok güçlü bir rüzgâr vardı. Efe sarı uçurtmasını alıp koştu. "Bugün en yükseğe uçuracağım," dedi.
Uçurtmayı bıraktı. Uçurtma bir yükseldi, iki yükseldi, sonra fiyuv! Başaşağı çimlere düştü.
"Rüzgâr var ama uçurtma yok," dedi Efe.
Daha hızlı koştu. Uçurtma yine fiyuv diye düştü. İpi uzattı, uzattı. Uçurtma yine fiyuv.
Çitin üstünde küçük bir serçe duruyordu. Adı Minik'ti. Efe onu tanımıyordu ama serçe oraya kendi işi için gelmişti. Yuvasına yumuşak bir iplik arıyordu.
Rüzgâr Minik'i salladı. Serçe kuyruğunu sağa sola oynattı, dengesini buldu, sonra çitten çitten atlayıp yola devam etti.
Efe ona baktı. "Kuyruğunu sallıyor," dedi. "Düşmesin diye."
Sonra uçurtmasına baktı. Uçurtmanın kuyruğu yoktu!
Efe boynundaki kırmızı atkıya baktı. Atkıyı çözdü, uçurtmanın arkasına bağladı. Düğümü iki kere sıkı yaptı.
"Rüzgâr var, bu sefer uçurtma da var," dedi.
Uçurtmayı bıraktı. Uçurtma yükseldi. Sallandı, ama düşmedi. Kırmızı kuyruk havada dalga dalga oynadı.
Tam o sırada Minik geri geldi. Atkının ucunda gevşek bir iplik gördü ve gagasıyla çekti. Uçurtma bir yana yattı. Efe güldü.
"Hey, o benim atkım!"
Minik yalnızca küçük bir iplik aldı, hepsi o kadardı. Sonra yuvasına doğru uçup gitti.
Uçurtma doğruldu. Daha da yükseldi, bulutlara doğru çıktı. İp Efe'nin elinde vızz diye ötüyordu. Kulakları kıpır kıpır olmuştu.
Efe çimenlere oturdu, ipi iki eliyle tuttu. Tepenin üstünde sarı uçurtma duruyordu, kırmızı kuyruğu yavaş yavaş sallanıyordu. Rüzgâr hâlâ esiyordu ve ip hâlâ vızz diyordu.