DuygularTürkçe
Kabuk Hıçkırınca
Ece fener odasında, sallanan sandalyenin altında ıslak bir deniz kabuğu buldu. Kabuk hıçkırıyordu.
– Hik, hik.
Sandalye kendi kendine sallanıyordu. Dede sabah orada oturmuştu, sandalye de bütün gün sallanırdı. Ece buna hiç şaşmazdı.
Ece Dede'siyle fenerde yaşıyordu. Akşam çan çalmadan kabuğu denize götürmek istiyordu. Kabuğun evi denizdi, ama yolunu kaybetmişti.
– Ağlama, dedi Ece. Ayıp olur.
– Hik, hik, hik, dedi kabuk, hem de daha çok.
Ece ona şarkı söyledi. Kabuk hıçkırdı. Ece dilini çıkarıp suratını buruşturdu. Kabuk yine hıçkırdı, içinden küçük bir damla fışkırdı, pıt! Damla Ece'nin burnuna kondu.
Ece pencereden baktı. Güneş körfeze doğru alçalıyordu. Çan çalmasına az kalmıştı.
– Yetişemezsek ne olacak? diye fısıldadı.
Boğazı sıkıştı. Gözleri yandı. Ece hemen yüzünü sildi, çünkü ağlamak ayıptı. Ama gözleri yine doldu.
Sandalye usulca sallanıyordu. Ece sandalyeye baktı. Sonra kabuğa baktı. Kabuk artık hıçkırmıyordu, sadece bekliyordu.
Ece sandalyeye oturdu. Sandalye biraz daha hızlı sallandı.
– Hik, dedi Ece. Sonra bir daha: – Hik, hik.
Gözlerinden yaşlar süzüldü, sıcacıktı. Kabuk onun avucunda ılık ılık durdu. Ece ağladı, ağladı. Sonra içini çekti ve boğazı gevşedi, bir yumak çözülmüş gibi.
– Hadi, dedi Ece. Yürüyelim.
Merdivenlerden koşarak indiler. Kapıdan çıktılar, kumun üstünden geçtiler. Ece ayakkabılarını bile çıkarmadı. Suya kadar gitti, kabuğu dalganın kenarına bıraktı.
Dalga geldi, kabuğu aldı. Küçük bir baloncuk çıktı sudan.
– Hik, dedi baloncuk ve patladı.
Tam o sırada fenerin tepesinde çan çaldı. Dan! Dan! Ses körfezin üstüne yayıldı. Ece'nin ayakları ıslaktı, yanakları da. Rüzgâr onları yavaşça kuruttu.