İçeriğe geç

Cesaret ve korkularTürkçe

Mert ve Koca Saksı Dağı

"Bugün zirveye çıkacağım!" dedi Mert.

Mert küçük bir kaşifti. Pencere önündeki bahçe onun ormanıydı. Saksılar her boyda dizilmişti. En büyüğü Koca Saksı'ydı, tam bir dağ gibi. Mert'in cebinde kâğıttan bir bayrak vardı. Onu dağın tepesine dikmek istiyordu.

Mert yola çıktı. Ayak izleri toprakta soluk yeşil parladı. Ayak izleri tam bir saat parlardı, bunu herkes bilirdi. Mert dönüp bakmadı bile.

Dar patikada bir salyangoz çıktı karşısına.

"Sıra bende," dedi salyangoz. "Marul yaprağına gidiyorum. Akşam yemeğim orada."

"Ama ben önce geldim," dedi Mert.

Salyangoz yavaşça gözlerini kırptı. Mert güldü.

"Tamam, sen geç. Ben hızlıyım, sonra yetişirim."

Salyangoz geçti. Mert tırmanmaya devam etti.

Zirveye varınca bayrağı çubuğa bağlamak istedi. Fıııış! Rüzgâr bayrağı kaptı. Bayrak uçtu, nane yapraklarının arasına kondu. Mert onu alıp yeniden tırmandı.

Bu sefer bayrağı iki eliyle sıkı sıkı tuttu. Fıııış! Rüzgâr yine çekip aldı.

Mert oturdu ve düşündü. Rüzgâr hafif şeyleri alıyordu. Peki ağır şeyleri? Yanında küçük, düz bir çakıl taşı duruyordu. Mert gülümsedi.

Bayrağı toprağa serdi. Köşesine çakıl taşını koydu. Rüzgâr fıııış diye esti ama bayrak yerinden oynamadı. Mert ipi çubuğa bağladı, çubuğu toprağa sapladı ve taşı yanına yasladı.

Bayrak dalgalandı. Kıpır kıpır, ama uçmadı.

Aşağıdan çıt diye bir ses geldi. Salyangoz marul yaprağının kenarını ısırmıştı.

Akşam olmuştu. Koca Saksı'nın yamacında Mert'in ayak izleri hâlâ yeşil yeşil parlıyordu. Tepede de bayrak, rüzgârda usul usul sallanıyordu.