İçeriğe geç

Aile ve evTürkçe

Elif'in Gümüş Çıngırağı

"Çıngırak nerede, bulamıyorum," dedi annesi. Efe duyar duymaz "Ben bulurum!" deyip atölyeye koştu.

Yukarıda bebek ağlıyordu. Adı Elif'ti, Efe'nin kız kardeşiydi ve daha üç günlüktü. Sesi küçük bir kedi yavrusu gibi inceydi. Efe artık büyük abiydi. Elif'e gümüş çıngırağı verecek, onu susturacaktı. "Ben senin abinim," diyecekti ona.

Çıngırağı en son babasının atölyesinde sallamıştı. Atölyenin merdiveni aşağı inerken on iki basamaktı, yukarı çıkarken yedi. Kimse buna şaşmazdı, merdiven hep öyleydi.

Efe on iki basamağı saydı, indi. Atölyede yarım kalmış işler vardı: bir kayık, kuyruğu olmayan bir uçurtma, üç bacaklı tahta bir at. Önce kayığın altına baktı, sonra atın arkasına, sonra uçurtmanın içine.

"Yok, yok, yok," dedi.

Yukarıdan Elif'in ince ağlaması geliyordu. Efe'nin boğazı düğümlendi.

Biraz durdu. Sonra başka bir şey denedi. Yere oturdu, hiç kıpırdamadı ve kulak verdi.

Çın… çın…

Ses, talaş dolu kutudan geliyordu. Efe parmak uçlarında yaklaştı. Kutuda gri kedi Duman yatıyordu. Karnının yanında minicik, yepyeni bir yavru vardı! Yavru çıngırağı patisiyle itti. Çın! Çıngırak yuvarlandı, yavru da arkasından yuvarlandı, küçük bir top gibi.

Efe kıkırdadı. Duman ona baktı. "Burası benim sıcak yatağım," der gibiydi.

Efe çıngırağı hemen kapmadı. Yavru ağlar diye düşündü. Cebinden bir talaş kıvrımı çıkarıp yavrunun önünde salladı. Yavru çıngırağı bıraktı, talaşı yakaladı.

Efe çıngırağı aldı ve merdivene koştu. Yukarı yalnızca yedi basamaktı.

Annesi Elif'i kucağında sallıyordu. Elif'in yüzü kırmızıydı. Efe yanına gitti.

"Elif, ben buradayım," dedi. "Ben senin abinim."

Çıngırağı salladı.

Çın, çın.

Elif sustu. Küçük eli açıldı, sonra Efe'nin parmağını sımsıkı tuttu. Sıcacıktı. Çıngırak da Efe'nin elinde bir kez daha, çok hafif, çınladı.