Aile ve evTürkçe
Dedem Geliyor ve Kırmızı Kurdele
Sera, minik fidelerle dolu sıcacık bir yerdi.
Ela her sabah oraya koşardı. Bugün daha da hızlı koştu, çünkü dedesi ziyarete geliyordu.
"Dedem geliyor!" dedi fasulyesine. "Seni görecek!"
Fasulyenin saksısına kırmızı bir kurdele bağlamıştı, dedesi hemen bulsun diye. Ama şimdi saksıda kurdele yoktu.
Ela saksıların altına baktı. Sulama kovasına baktı. Yoktu.
"Bir kuş almış olmalı," dedi. Kuşlar küçük şeyleri bir yuvadan başka yuvaya taşırdı, hiç aynı yoldan gitmezlerdi. Kimse buna şaşmazdı.
Ela yaşlı serçenin yuvasına baktı. İçinde bir düğme ve bir fındık kabuğu vardı. Kurdele yoktu. Serçe "cik cik" etti, sanki "Ben almadım" dedi.
Ela yukarı baktı. Kirişte daha önce görmediği bir yuva duruyordu. Yeni yuvanın yanında gri tüylü bir kuş oturuyordu. Gagasında kırmızı bir uç sallanıyordu.
Ela'nın karnı gıdıklandı. Tanımadığı bir kuşla konuşmak biraz tuhaftı. Yine de seslendi.
"Merhaba! Kurdele bende kalmalı. Dedem geliyor!"
Kuş gagasını sımsıkı kapadı.
"Lütfen," dedi Ela. Kuş başını çevirdi.
Ela düşündü. Kuş, kurdeleyi yuvasına yumuşak bir yatak olsun diye almıştı. O zaman daha yumuşak bir şey lazımdı. Ela cebini karıştırdı ve eski yün atkısından kopmuş bir tutam buldu.
"Bak, bu daha yumuşak," dedi, elini yukarı uzatarak.
Kuş yüne atladı. Kurdele gagasından kayıp süzüle süzüle düştü, tam Ela'nın başına kondu.
Ela kıkırdadı. Kurdeleyi fasulyenin saksısına bağladı.
Dışarıdan "tok, tok, tok" diye bir ses geldi. Bu, dedesinin bastonuydu. Sera kapısı gıcırdadı.
"Ela, nerede benim kızım?"
"Burada, dede!" dedi Ela. "Kırmızı kurdeleli saksıya bak!"
Dedesi eğildi. Fasulyenin minik yeşil filizi kurdelenin yanında dimdik duruyordu. Yukarıda gri kuş yünün üstünde oturmuş, usul usul ötüyordu.