Beden ve duyularTürkçe
Ela ve Kayıp Diş Fırçası
“Diş fırçam yok!” dedi Ela.
Pijamasını giymişti. Babaanne masal kitabını yastığının yanına koymuştu bile. Ama önce dişler fırçalanacaktı, sonra masal okunacaktı. Ela bunu çok iyi biliyordu.
Bardağa baktı. Bardak boştu. Lavabonun altına baktı, orada yalnız bir sünger vardı. Yatağın altına baktı, yastığın altına baktı. Fırça yoktu.
“Bir, iki, üç, fırça fırça, neredesin?” diye mırıldandı.
Babaanne serada fidelere küçük bezler örtüyordu. Gece üşümesinler diye her birini tek tek sarıyordu. Ela'nın sesini duymadı.
Ela pencereye gitti. Bahçede çatıya takılmış teneke bir horoz vardı. Horoz, bahçede kaybolan şeyin tarafına dönerdi. Herkes bunu bilirdi. Ela daha önce ona bakmamıştı.
Şimdi horoz gıcır gıcır dönüyordu. Gagası tam serayı gösteriyordu.
Ela terliklerini giydi, seraya koştu. Babaanne başını kaldırdı.
“Ela? Yatmadın mı?”
“Fırçamı arıyorum Babaanne. Horoz burayı gösterdi.”
İkisi baktı. Nane fidesinin saksısında bir şey dikiliyordu. Sapı toprağın içindeydi, kılları yukarıdaydı, küçük bir ağaç gibi. Tepesinde de bir salyangoz oturuyordu.
“Pardon,” dedi Ela. “O benim fırçam.”
Salyangoz hiç oralı olmadı. Ela fırçayı yavaşça tuttu, salyangozu da nane yaprağına koydu. Salyangoz yaprağa geçti, ıslak bir ses çıkardı: şlap.
Babaanne güldü. “Nane kokusunu sevmiş.”
Ela fırçayı güzelce yıkadı. Macunu sıktı. Sonra aynanın karşısında fırçaladı: üst dişler, alt dişler, arka dişler.
“Bir, iki, üç, fırça fırça!”
Ağzı köpük dolu, burnu nane kokuyordu. Çeneden bir damla köpük sarkıyordu.
Dışarıda horoz bir kez daha gıcırdadı. Sonra yavaşça döndü, eve baktı ve durdu.