Beden ve duyularTürkçe
Ela ve Yağmur Kokusu
Ela fide sandığında yuvarlak, yeşil, ıslak bir şey buldu. Şey "vırak" dedi.
– Aaa, bir kurbağa! dedi Ela.
Kurbağa başka bir şey demedi. Serada serin bir yer arıyordu, nemli toprağı sevmişti. Hepsi bu.
Ela'nın ise bir isteği vardı. Sabah Babaanne söylemişti: "Fideler yağmur kokusunu duyunca uyanır. Güneş batmadan duymazlarsa yarına kadar uyur."
Gökyüzünde tek bir bulut yoktu. Fideler de toprağın altında uyuyordu.
Ela kovayı suyla doldurdu ve fidelerin üstüne boşalttı. Toprak ıslandı ama koku gelmedi.
– Yağmur gibi kokmuyor, dedi Ela.
Kurbağa sıçradı, kovanın içine düştü. Vırak!
Ela düşündü. "Yağmur dereden gelir," dedi. Kestirme yoldan dereye koştu. Ama kestirme yol çalılıkların arasında döne döne uzadı. Güneş alçalıp sarardı.
Ela dereden bir kova su aldı ve geri koştu. Taş patikada ayağı takıldı. Kovanın suyu taşların üstüne döküldü.
Ssss! Sıcak taşlardan bir koku yükseldi. Toprak, serin ve tatlı bir koku.
– Yağmur gibi kokuyor! dedi Ela.
Ela koşarak seraya girdi ve ibriği aldı. Suyu önce sıcak yere, sonra fidelerin üstüne ince ince serpti. Pıt pıt pıt. Kurbağa ibriğin altında durup gözlerini kapadı. Belli ki o da yağmuru seviyordu.
Güneş turuncu bir top gibi pencereye değdi. Ela nefesini tuttu.
Sonra toprak kıpırdadı. Bir fide, sonra iki fide, sonra bütün sandık başlarını kaldırdı. Küçücük yeşil yapraklar, yeni uyanmış gibi gerindi.
Serada yağmur kokusu vardı. Kurbağa bir kere daha "vırak" dedi, çok yavaş. Ela'nın ıslak parmaklarından son damla, pıt, toprağa düştü.