İçeriğe geç

Hayvanlar ve doğaTürkçe

Uykucu Fındık'ın Yolu

Fındık yürürken esniyordu. Küçük ayının bir elinde sepeti vardı, sepette kırmızı çilekler. Gözleri yarı kapalıydı.

— Eve gideyim, dedi. Yatağıma gireyim, uyuyayım.

Ama mağarasını bulamadı. Ormandaki bütün ağaçlar birbirine benziyordu.

Tam o sırada bir kuş uçtu, gagasında minik bir düğme vardı. Bu ormanda kuşlar küçük şeyleri yuvadan yuvaya taşırdı, hem de hiç aynı yoldan gitmezdi. Kimse bunu garipsemezdi.

— Kuş kardeş, mağaramı gördün mü? diye sordu Fındık.

— Görmedim! Bu düğmeyi Karabaş'ın yuvasına götürüyorum. Acelem var!

Kuş sağa kıvrıldı, sola kıvrıldı, gitti. Fındık peşinden yürüdü. Bir dönüş, iki dönüş, üç dönüş. Başı döndü, ayakları ağırlaştı. Sonunda bir dere kenarına çıktı. Burası hiç değildi.

Fındık yere oturdu ve uzun bir "aaaah" diye esnedi. Sepeti yan yattı. Bir çilek yuvarlandı, pat! Yerde kırmızı bir leke bıraktı.

Fındık baktı. Biraz ileride bir leke daha vardı. Daha ileride bir tane daha.

— Sepetim yol boyunca damlatmış, dedi. Ben buradan gelmişim!

Kalktı. Lekeden lekeye bastı.

— Bir adım geri, bir adım geri, diye söyledi kendi kendine. Lekeden lekeye, lekeden lekeye.

Böylece ağaçların arasından, yosunun üstünden, büyük taşın yanından geçti. Ve en son lekenin ardında, işte, mağarası duruyordu!

İçeri girdi. Yatağına uzandı. Tam gözlerini kapatırken tepesinden bir ses geldi: tık! Yatağının yanına küçücük bir düğme düştü. Dışarıdaki ağacın dalında kuş, yuvasının kenarında şaşkın şaşkın bakıyordu.

— Ay, pardon! dedi kuş.

Fındık düğmeyi yastığının yanına koydu. Bir esnedi, bir daha esnedi. Mağara sessizleşti, yalnızca çileklerin tatlı kokusu kaldı.