Mevsimler ve havaTürkçe
Efe ve Minik Tohum
Efe sabah ayakkabısını giydi ve parmağının ucunda bir şey hissetti. Eğilip baktı. Ayakkabının içinde küçük, parlak bir tohum duruyordu. Ekmek kırıntısından bile küçüktü.
"Seni ekeceğim," dedi Efe. "Büyüyüp koca bir çiçek olacaksın."
Bahçeye koştu. Parmağıyla toprağa bir çukur açtı, tohumu içine koydu, üstünü kapattı. Sonra toprağı pat pat yaptı.
Tam o sırada Tavuk Pıtır geldi. Pıtır solucan arıyordu. Toprağı eşelemeye başladı. Eşeledi, eşeledi, tık! Tohum havaya uçtu ve Efe'nin ayağının yanına düştü.
"Pıtır, dur! Bu solucan değil!"
Pıtır dinlemedi. Onun işi solucan bulmaktı.
Efe tohumu yeniden gömdü. Üstüne bir taş koydu. Pıtır taşı gagasıyla itti, yuvarladı, yine eşelemeye başladı.
Efe oturdu ve düşündü. Pıtır'a baktı. Pıtır yalnızca yumuşak toprağı eşeliyordu. Peki ya eşeleyemeyeceği bir yer olsaydı?
Efe'nin gözü kapının önündeki eski sarı çizmeye takıldı. "Buldum!" dedi.
Çizmeyi toprakla doldurdu. Tohumu ortasına koydu, üstünü örttü. Pıtır geldi, çizmenin ağzından içeri baktı. Boynunu uzattı, uzattı, ama toprağa yetişemedi. Bir şey söylemeden başını salladı ve solucan aramaya gitti.
Akşam oldu. Köyde akşamları sis inerdi. Sis, dışarıda kalan her şeyi sabaha kadar saklardı. Kimse buna şaşırmazdı.
Efe çizmeyi kapı eşiğine koydu. Sis ağır ağır geldi, çizmenin etrafını yumuşacık sardı.
"Sis, bunu da sakla," dedi Efe. "Ama dikkatli ol, çok küçük."
Uzaktan Pıtır'ın tüneğinde gurk dediği duyuldu. Efe esnedi. Sis çizmenin üstünde beyaz bir battaniye gibi durdu, hiç kıpırdamadı.