İçeriğe geç

Toplumda mesleklerTürkçe

Kurbağalı Posta Çantası

Postacı Nur sabah çantasını açtı ve içinde yeşil bir kurbağa buldu.

Kurbağa mektupların üstüne oturmuştu.

— Vrak, dedi.

— Burası posta çantası, dedi Nur. Havuz değil.

Kurbağa yine "vrak" dedi ve gözlerini kırpıştırdı. Nur güldü.

— Tamam. Seni kütüğün yanındaki göle bırakırım. Ama önce mektupları vereceğim. Öğle çanı çalmadan hepsi evinde olmalı.

Nur bisikletine bindi. Kurbağa çantada zıpladı durdu. Nur şarkı söyledi:

— Mektup mektup, kimin mektup?

Fırıncıya bir mektup verdi. Kedili Hasan Amca'ya bir mektup verdi. Bir de kapının önünde bekleyen küçük Deniz'e. Çantada son bir mektup kaldı. Ama dün geceki yağmur zarfı ıslatmıştı. Ad silinmişti. Sadece baştaki "A" ile sondaki "şe" okunuyordu.

— Aşe? dedi Nur. Hiç böyle bir ad duymadım.

Asya'nın kapısını çaldı. Asya başını salladı.

— Bu benim değil.

Nur başka bir kapıyı çaldı. Orada kimse çıkmadı. Nur yoruldu. Bisikletini kütüğün yanına yaslayıp oturdu.

Kütük içi boş, kocaman bir kütüktü. Köyde herkes bilirdi: kütük, bir saat önce söylenen her şeyi geri söylerdi. Nur kulağını dayadı.

Kütükten yaşlı bir ses çıktı:

— Bugün torunumdan mektup gelecek! Ayşe'ye mektup gelecek!

Nur ayağa fırladı.

— Ayşe! Aşe değil, Ayşe!

Kurbağa çantadan atladı, otların arasından göle "çplak" diye daldı. Nur ona el salladı.

Ayşe Teyze'nin evi yolun sonundaydı. Kapı açıldı. Nur zarfı uzattı.

— Mektup mektup, Ayşe Teyze'nin mektubu!

Ayşe Teyze zarfı göğsüne bastı. Tam o sırada uzaktaki kütükten ince bir ses geldi:

— Vrak.

Nur gülümsedi. Kütük, sabahki kurbağayı şimdi söylüyordu.