Hayal gücü ve merakTürkçe
Can'ın Yastık Kalesi
Oturma odasında yağmur sesi vardı.
Can halının ortasında duruyordu. Kucağında kocaman bir yastık, yanında bir yığın battaniye vardı. Bir kale yapmak istiyordu. Yastıklardan duvarlar, battaniyeden bir çatı. Sonra da içine girip fenerini yakacaktı.
Mutfaktan annesi seslendi:
— Çaydanlık kaynayana kadar bitir, Can. Sonra kaleye çay getiririm!
Can işe koyuldu. Bir, iki, üç, yastık üstüne yastık. Sonra battaniyeyi yavaşça üstlerine serdi.
Pat! Duvarlar yan yattı. Çatı Can'ın başına düştü.
— Olsun, dedi Can. Yine yapacağım.
Yastıkları bu kez daha sıkı dizdi. Bir, iki, üç, yastık üstüne yastık. Pat! Yine yıkıldı.
Tam o sırada bir ses duydu.
— Mırrr.
Can başını kaldırdı. Kapının arkasına baktı. Masanın altına baktı. Kimse yoktu.
— Mırrr.
Ses yine geldi, ama nereden, bilemedi. Can oturup düşündü. Yastıklar tek başına durmuyordu. Çatıyı tutacak bir şey lazımdı. Sonra mutfak sandalyelerine baktı.
— Tamam, dedi.
İki sandalyeyi karşı karşıya koydu. Battaniyeyi üstlerine örttü, kenarlarına da ağır yastıkları yerleştirdi. Battaniye, kocaman bir kaplumbağa kabuğu gibi yükseldi. Kale ayakta kaldı.
Can dört ayak içeri girdi, fenerini yaktı. Yastık yığınının köşesi kıpırdadı.
— Mırrr.
Can yastığı kaldırdı. Altında kedisi Pamuk yatıyordu, bacaklarını kıvırmış, gözleri yarı kapalıydı. Sıcak bir yer arıyordu, bütün öğleden beri.
— Ses sendin, demek! dedi Can gülerek.
Pamuk esnedi ve kalenin tam ortasına kıvrıldı. Can da yanına uzandı.
Mutfakta çaydanlık öttü: fiiiit! Dışarıda yağmur çatıyı tıkırdatıyordu. Kalenin içinde ise fener sarı sarı yanıyor, Pamuk mırlıyordu, mırrr, mırrr, mırrr.