Toplumda mesleklerTürkçe
Ekmek Bulutu
Mete fırının kapısını açtı ve hamurun tavana kadar yükseldiğini gördü.
Hamur kâseden taşmıştı. Masanın üstünden akmış, sandalyeye kadar sarkmıştı. Koca bir bulut gibiydi.
Mete erken kalkan bir fırıncıydı. Güneş doğmadan ekmekleri pişirmek isterdi, çünkü çiftlikte herkes sabahları sıcak ekmek beklerdi.
"Biraz küçül bakalım," dedi. Hamuru iki eliyle bastırdı. Hamur indi, sonra yine kabardı. Pof!
Kapının önünden sesler geldi. Sıra olmuştu bile. En önde inek vardı, arkasında keçi, sonra üç tavuk. Horoz da en arkada, güneşi bekliyordu.
"Ekmek hazır mı?" diye sordu inek.
"Daha vakit var," dedi Mete.
Bu sefer hamuru bıçakla kesti. Ama kesilen parçalar da kabardı. Şimdi masada iki bulut vardı.
"Hazır mı?" diye meledi keçi.
"Daha vakit var," dedi Mete.
Tavuklar gıdaklamaya başladı. Keçi ayağını yere vurdu. Biri pencereden içeri atladı. Bu, en şişman tavuktu. Kırıntı arıyordu. Doğru hamurun üstüne kondu ve içine gömüldü.
Pof!
Tavuğun başı hamurdan çıktı. Gagasında bir parça hamur vardı. Mete kahkaha attı.
Fırının lambası, biri güldükçe daha çok parlardı. Bunu herkes bilirdi. Lamba da parladı, bütün fırın aydınlandı. Mete o ışıkta tezgâhın üstündeki küçük tepsileri gördü.
"Bir tane büyük ekmek olmaz," dedi. "Küçük küçük olur!"
Hamurdan avuç avuç parçalar kopardı. Yuvarlayıp tepsilere dizdi. Hepsi fırına girdi. Küçük ekmekler çabuk pişerdi.
Kapı açıldığında dışarıda güneş doğuyordu. Horoz öttü. Mete her birine sıcak bir ekmek verdi. İnek ısırdı, çıt diye ses geldi. Keçi gözlerini kapadı. Tavuk da kendi küçük ekmeğini gagaladı.
Fırının lambası hâlâ parlıyordu, buharlar ışığın içinde yavaşça yükseliyordu.